Rektörümüz Prof. Dr. Yavuz Demir’in Ankaranın Başkent Oluşunun 99. Yıldönümü İle İlgili Mesajı

Rektörümüz Prof. Dr. Yavuz Demir’in Ankaranın Başkent Oluşunun 99. Yıldönümü İle İlgili Mesajı

13 Ekim 2022 / Perşembe

Başkent Ankara

Bir kent nasıl anlatılır?
Sahip oldukları sıralanmalı mı,
Tarihî geçmişi, hep yapıla geldiği üzere, hatırlanmalı mı zamanı geldiğinde!
İmar ve nüfus hareketlilikleri,
Coğrafî ve sosyolojik değişiklikler,
Ekonomik büyüme,
Kifâyet eder mi kenti anlatmak için?
Tekrar soralım:
Bir kent nasıl anlatılır?
Başkent oluşunun 99. Yılını idrak ettiğimiz Ankara için;
Tarihî geçmişi,
Kronolojiye bağlı kalarak yinelemeyeceğim!
Ankara’nın başkent oluşu,
Siyasi ve fiziki haritada bir işaret ve adlandırma olmanın ötesinde bir anlam ifade eder.
Eşya ve insan arasındaki ilişki her şeyin yerleşikliği üzerine değil, dinamik ve boyutlandırma üzerine dayandırılır.
Aksi halde her şey olduğu gibidir.
Hiçbir şey olmadığı bir şey gibi tasavvur olunamaz.
Artış bir kentin anlamlandırılması için yeterli veri değildir!
Bir kentin vücud buluşu,
Temellerinde mevcut kılınan ve devamlılığı için elzem olanlar zihni ve tasavvur boyutunda saklıdır.
Öyleyse soralım:
Sizin bir ‘kent’iniz oldu mu?
Garipseyebilirsiniz bu soruyu.
Şaşıracak bir şey yok!
Sayılar, araçlar ve diğerleri tanımlanmışlıkları içerisinde size evet, dedirtebilir.
Etrafımızda vücut bulan maddî ve manevî kültürler halitasının; tüm doku ve dokunuşları ile birlikte ifade ve icra ettiklerinin; ikame ve idame edilenler olarak ‘entelektüel’ bir zihnin kendi hikayesi içerisinde karşılık bularak çoğalması, tasavvur ve tahayyül gücünün  bu beslenme kaynağının farkında olunarak yeni formlarla bütünleşmesi; tarihten insana, malzemeden fevkaladeliğe  kadar zengin muhtevalı bir  zihnî ve heyecanî kavuşma noktası…
Bir kent böyle tanımlanabilir mi?
Neden olmasın?
Bir kent bundan başka ne olabilir ki?
Ankara;
Duraklarımızdan biri ve sonuncusu Anadolu topraklarında.
Zihni ve kültürel gelişiminin öncesinde sırasıyla;
Malazgirt,
Konya,
Bursa,
Edirne
Ve İstanbul…
Eğer sayacaksak bunlardan ve bunların ikâme edildiği kadim kültür ve medeniyetlerden başlamalıyız…
Ankara, başkent oluşuyla bu birikimi miras edinmiştir.
Devamlılığında saklı olan, tescil edilmişlik değil var kılınmış olanlardır.
Kent olmasının ardındaki ehemmiyet buradadır.
Namazgâhtepe’de okunan salalarda,
Duatepe’de çarpışan yiğitlikte,
Hacıbayram’daki bilgelikte,
Meclis’teki inanmışlıkta,
Çankaya’da tecessüm eden akılda;
Akıp gelen, durmak bilmeyen çağlayışta…
Ankara bir kent değil sadece,
Bir fikrin, bir iddianın ve inancın muzaffer oluş anlatısıdır.
Sayılabilir nitelikleri ve vasıfları çoktan ardında bırakmış;
Varlığını ve idrakini;
Çılgınlık başını alıp giderse, açık sözlülüğün şeref olduğunda belirginleştirmiş bir muhafızlığın sembolüdür.
Muhtaç olduğu kudretin nerede olduğunu muştulayan;
Kuvvet, okşayıcı sözler karşısında eğilince  vazifenin sesini duyurmaktan yılmadığı, korkusuz bir azim ve kararlılık kentidir.
Sizin bir ‘kenti’niz oldu mu?
Ankara işte bu sorunun cevabıdır tüm varlığıyla.
O bizim kent’imizdir,
Kendimiz olduğunu unutmamak adına.
Ve döner, işitilebilir bir kent olarak kulağımıza şunu fısıldar:
‘Et quacumque viam dederit fortuna sequamur’
‘Talih karşımıza hangi yolu çıkarırsa çıkarsın, onu takip edeceğiz yılmadan.